27 Şubat 2011 Pazar

Okul Tiyatrosu?

Selam.. Tiyatro diyince sanatsal ağır bi yazı gelmesin tabii aklınıza :D
Güzel okulumun acemi okul tiyatrosuna girdim bu sene... Acemi diyince o kadar acemi değil aslında. Okulun normal bi ritüeli haline gelmiş sene sonlarına oyun çıkarmak. Ama bu sene içlerinde benim de bulunduğum 9. sınıf sayısı fazla tiyatroda. Geçen senelerde de tiyatroda olanlar dışında çoğu kişinin üstünde acemilik var haliyle :)

 Neyse.. Uzun zamandır içimde tiyatro hevesi olan ben, okul tiyatrosunda rol alınca bayaa şok geçirdim haliyle. Hiç kolay değilmiş sahneye çıkıp o kırmızı koltukları görmek. Onu geçtim, yüzlerce kez okuyarak ezberlediğiniz replikleri unutuyosunuz, diliniz sürçüyo, hareketlerinizi belirleyemiyosunuz vs.

Ama fakat  dünyanın en zevkli işlerinden birisi tiyatro. Gülüp eğlenilmeyen tek prova yaşamadık daha. Kendi yaptığınız hatalar bile komikleşiyo sahnedeyken. Sinir stres kalmıyo sahneye çıkınca. Söylenene göre oynanırken sahne arkasındaki telaşlı koşuşturma daha da unutulmaz oluyomuş.     Oyuna gelirsekk... Eski bi oyun aslında. Duyan izleyen oynayan vardır belki. Deri Ceket.. Gidin izleyin, okuyun... Tavsiye ederim..  Sene sonu yaklaşında tiyatrolu yazılarım da artar büyük ihtimalle... Hadi hoşçakalın..

21 Şubat 2011 Pazartesi

Tatil, Kıbrıs vs Lise'ye dönüş.

Evet, misler gibi, kafadan izin yazarak uzattığım Kıbrıs maceramın da sonuna geldim... Bi tanecik arkadaşlarım ve yeni eklenen arkadaşlarımla güzel bi tatil geçirdim... Arada geleneksel kıbrısa gitme etkinlikleri yaşıyorum.. Anlarsınız yakında... Neyse tatilde az da olsa ders çalıştım.. Zaten buz gibi havada fazla ders iyice üşütür insanı...

Neyse sonuçta tatiliminde sonuna geldim veeee gecikmeli de olsa başladım tekrar lise hayatına... Hocalar dersleri almış götürmüş kaçıncı ünitelere, bilmediğim terimler söylüyolar bana.. Bi de bazıları "gelseydin kaçırmazdın" bakışı atıyo arada bana... Neyse sonuçta ders çalışmak ve arayı kapatmak gerek.. Bi de ders programı değişmiş söyleyen yok ! Saçma sapan gereksiz kitaplarla gittim okula.. İyice fransız kaldım yani okula :D

Sonuç olarak lise hiç de kolay değil... En zoru bence.. Hem ergenliktesin hem de işin ucunda üniversite var... Ama en iyisi de lise sanki.. En şamatalı hayat lisede geçiyo, anılar orda doluyo gibi geliyo...

Ankara'ya dönmenin ve okulun başlamasının verdiği duygu iyi bişey, ait olduğun saçmalığa dönüyo gibi oluyosun... Sınav döneminde bu duygunun nefrete dönüşmemesi dileğiyle..  En sonuncu sonuç: Liselerin klasik tozlu ve hafif duman olmuş gürültülü koridorları bile özletmiş kendini... hoşçakal okurum.. :D

13 Şubat 2011 Pazar

Klasik Korku Filmi Krizleri

Selam..
Okul açılıyo yarın.. Yapılmayan ödevler, çözülmeyen testler var.. Olsun mutluyum ben böyle... Zaten ben okula da gitmcem... Kafa izni verdim kendime, misler gibi tatildeyim..

Neyse hassas konular okulun açılma konuları, yerli yersiz stese sokuyo insanı.. Ben başka bişey anlatıcak zaten... Korku filmleri... Küçükken çok izledim ben onlardan, bağışıklık geliştirdi heralde beyin, korkamıyorum istemsizce.. Küçükken ciddi ciddi korkardım ama... Gece yatarken arkamda öcü mü var acaba, yatağın altından el mi çıkar, ismini bilmemkaçkez söylersem bilmem ne mi gelir, aynaya baksam ne görürüm... bööyle oturup düşünürdüm bunları... Bi de mutfakta tek başımaysam ışığı kapatınca arkama bakmadan kaçar giderdim.. Arkadaşlarımla anlatırdık birbirimize iyice korkalım diye, ruh filan çağırırdık... Herkes de aynı şeylere korkardı...Korkucağımı bile bile de izlerdim, konuşurdum, düşünürdüm...  Tabii ilk okulda filandım o zamanlar =D

En çok korkutan şey de SAMARA'ydı... o halkadaki uzun siyah saçlı kız... Aslında çok klasik bişey... Korku filmlerinin çoğunda var o kızlardan.. Koridorda yürüyen, fotoğrafta istemsizce çıkan, rüyana giren, aynadan hortlayanlar fln...Bence o korku filmlerinin simgesi haline geldi o uzun kirli (genelde siyah) saçlı, beyaz uzun elbiseli korkunç kızlar... Neyse o korkunç kızlarla büyüdüm sonuçta.. saygı duymak gerek, her gece kabuslarım olurlardı... 

Şimdi gidip izliyorum, izlerken korkamyorum kahkaha atıyorum... İyidir böyle.. Ama korkmak isteyip korkamamak da ayrı bi sıkıntı... Neyse ben seviyorum o kızları, ayrı bi havaları var bence...

9 Şubat 2011 Çarşamba

İlk blog???

Selam. Blog açıcam blog açıcam diye söylenirken şu durumda buldum kendimi... Tamam zevkli iş gördüğüm kadarıyla ama büyük bi sıkıntı var. "İlk blog yazısı nası yazılır ki?".. Açıcam dediğimden beri düşündüm durdum.. Sonra bakındım tanıdıkların bloglarına.. Zaten onların süper yazılarını okuya okuya açmak istemiştim bende.. Ama onlarınkini de okuyarak ulaştığım sonuç aynı.. İlk yazı çok çömez yazısı oluyo, sonraki yazılarda renkleniyo blog...

Neyse atlatırız bu acemiliği de bi ara :)).. Napalım  yazıcaklarımdan filan bahsediyim bari bu yazıda... Yazı yazarken üç nokta koyma hastalığımdan kurtulamıyorum bi türlü.. İmla kurallarına da aşırı dikkat eden birisi değilim... Yani okurken "O öyle yazılmaz" demeyin.. Diyin ya da siz bilirsiniz. Neyse içeriğe girelim birazda. Hayatında sürekli anlatıcak malzemesi olan birisiyim, onları anlatırım gibi geliyo genellikle.. Ama başka şeyler de olur tabi.. hep yaşananları anlatmak zorlar ikimizide okuyucum...  Az biraz amatör fotoğrafçıyım.. Çekmeye çıkınca yaşadığım enteresanlıklar olur mesela hep, severim onları anlatmayı... Malum lise hayatında olan unutulmaz anılar olur hep.. (Lise diyince "ergen bu yeaa" diyip gitme lütfen :D ) Öyle işte.. zaman ilerledikçe ben acemiliğimi atıcam üstümden, sen de sevmeye başlarsın belki yazılarımı...


Genelde resim-fotoğraf lı olur yazılarım da bu seferlik böyle oldu.. Bloga özendiren abicime de teşekkür burdan.. Blog'un ne olduğunu anlamasa bilmesede "şöyle yaz ilk yazına böyle yaz ilk yazına" diye yardım etmeyi deneyen bi garip arkadaşıma da teşekkür... :D Hadi görüşürüz..